Zorluk derecesi yüksek Sivas ve Kayseri maçları öncesindeki son engeli de aşmayı bildi Beşiktaşımız..
Maç boyunca üstün olan Beşiktaş karşısında Gençlerbirliği sahasına hapsoldu. Göze hoş gelen pas trafiği, oyuncuların kazanma arzusu, sürekli hedefe yönelik yapılan ama acele olmayan ivmeler, seyirci, atmosfer vs. Herşey vardı bu gün sahada. En önemlisi de o dediğimiz “Beşiktaşlılık Ruhu” var ya, işte o vardı sahada…
Yıldızın olmadığı, yıldızı oluşturan parçaların olduğu bir gecede tek tek oyuncuları ele almak biraz zor olacak ama bahsedelim kısaca;
Rüştü’yü kalede görmek güzeldi. Gerçi top gelmedi pek eline ama yine de varlığını hissetmek bile güzel. Acil durumlarda artık güvendiğimiz Hakan da var nasıl olsa yedek klübesinde.
Savunma kurgusunda İbrahim Toraman ve Tomas Sivok ikilisi neredeyse arkaya atılmak istenen tüm topları kesti. İkili mücadelelerde Toraman, kafa toplarında ise Sivok oldukça etkiliydi. Maçın genelini düşününce sanki çift defans ile maçı bitirdik (:
Kanatlarda İbrahim Üzülmez ve Ekrem Dağ her maç olduğu gibi sürekli gitti geldi. Orta yaptı, kendi korner çizgilerine kadar gelip top kazandı. İbrahim Üzülmez’in ilk kez çok fazla ayağında top tutmayıp ceza sahası yakınlarına gelince uygun pozisyonu bulur bulmaz orta yaptığına şahit oldum maç boyunca.. Bu iş’te geçen hafta oyundan alınması ve Mustafa Denizli’nin uyarısı olduğunu tahmin ediyorum. Ekrem ise Beşiktaş forması altında ilk golünü attı. Defansı çok beğendim.
Orta sahaya gelince, defanstaki kanat oyuncularının ileri çıkışlarında savunma görevini üstlenen Cisse oldu. İsabetsiz pasları Beşiktaş taraftarını çıldırtsa da maçın en fazla top kazanan (20) ismi olması ilginçti. Önünde Fabian Ernst ile ara sıra ileri çıkışlara katkıda bulundurlar. Ve sonunda Fabian Ernst kara kartalı uçurdu, ilk golünü attı. Neredeyse orta alandaki tüm topları aldı, savunmaya katkıda bulundu. Kanatlara pas dağıttı, hücüm hattına destek sağladı. Herşeyi yaptı Ernst. Kelinden öpüyorum seni ve yeni doğmuş ikizlerini de tabii ki.. (:
Matias Delgado etkisizdi. Çok basit oynamasına rağmen rakip defansın yorulmasına bir katkı sağladığını düşünüyorum. Tam pili bitmek üzereyken Mustafa Denizli’nin hamlesi maçı kopardı zaten.
Rodrigo Tello öyle bir oyuncu ki bir bakıyorsun sağ kanattan orta yapıyor, bir bakıyorsun sol kanattan içeri yükleniyor driplingler ile.. Arı gibi çalıştı resmen.. 2 haftadır Nobre ve Delgado oyundan çıkarken takımın 3. kaptanı görevini üstleniyor.. Çok hoşuma gidiyor yabancı oyunculara sorumluluk vermek. Gerçi Tello sorumluluğunun bilincinde ama yine de ödül anlamında değerlendirmekte fayda var. Ligin 2. yarısının en etkili oyuncusu Tello bence. Özellikle Delgado’nun yokluğunda serbest oyuncu olarak oynuyor ve çok etkili oluyor.
Mert Nobre yine ruhunu sahaya yansıttı. Her kafa topuna çıktı, kolunu bacağını esirgemedi.. Görevini başarıyla tamamlayıp yerini Holosko’ya bıraktı. Bobo’da bildiğiniz gibi fırsat kolladı sürekli. Rakip defansı tehdit eden, hatayı affetmeyen bir forvet tipi olması Gençlerbirliği savunmasına zor anlar yaşattı. Böyle yırtıcı 3 forvet ile Beşiktaş sezonu sakatlık olmadan tamamlarsa şampiyonluk çok uzak değil.
Oyuna sonradan dahil olan Yusuf Şimşek ve Holosko öyle akıllı oyuncular ki, tahmin ediyorum bir teknik direktör kadar kenardan maçı izliyorlar ve ne yapılması gerektiğinin farkına o anda varıyorlar. Geriye sadece uygulamak kalıyor. Gerçekten Holosko müthiş bir adam. Patlamaya hazır bomba gibi. Denizli’nin oyun şablonu içerisinde ilk onbirde çıkma şansı olsa eminim ki gol krallığına oynar. Ama böyle bir sistem tıkır tıkır işliyor ve Mustafa Hoca biliyor ki bunun bozulmaması lazım.
Artık şampiyonluk havasına girildi. Hakeme itiraz yapılacaksa haksızlığa hep beraber karşı çıkıyorlar, gol sevinci yaşanacaksa yumak oluyorlar.. Sahadaki her Beşiktaşlı artık ruhunu, canını, yüreğini ortaya koyuyor. Sivas deplasmanı düğümü çözecek gibi, görüşmek üzere..
Kolay gibi gözüken orta sıra takımları serisinin belki de en kritiğiydi Hacettepe maçı.. Ankaraspor maçı kadrosu değişmedi, bu da Mustafa Denizli’nin artık kafasında tam anlamıyla bir ilk onbir belirlendiği demek.. Sanırım aynı düzeni oyuncu değişikliklerinde de gösterecek ilerki maçlarda..
Maç değerlendirmesi;
Hakan Arıkan’ın yüksek performansı devam ediyor. 2 gol yemesine rağmen kritik müdahaleler yaptı maç boyunca..
Zapo, Sivok ve Toraman her zamanki standart oyunlarını maça yansıttı.
İbrahim Üzülmez’in ilk yarı sonunda oyundan alınması acaba sakatlandı mı diye beni düşündürdü ama maç bitiminde Mustafa Denizli “-Hücüma fazla katkı sağlayamıyordu. Bu nedenle oyundan aldım” diyince hem rahatladık hem de şaşırdık açıkçası..
Defans kurgusu oturdu artık. Defansın alternatifleri bazen de ilk onbirde kendine yer bulabiliyor. Performans ve maça göre Gökhan Zan ve Serdar Kurtuluş da sisteme dahil olabilirler her an için.. Serdar’ın ilk yarı sonunda oyuna girmesi çok fazla bir şey değiştirmedi kanımca. Ama artık Denizli’ye güveniyorum. Mutlaka yerinde bir hamle yapmıştır. Oyunu iyi okuyor..
Müthiş keyifli bir orta sahaya sahibiz. Bunu belirtmeden edemeyeceğim..
Kanatlarda Ekrem Dağ ve Rodrigo Tello, sürekli koridoru kullanan futbolcular oldu. Tello zaman zaman da orta sahaya doğru yöneldi. Defansif-Ofansif orta saha gibi oynayan ve Delgado’nun arkadasındaki açıkları kapatmakla yükümlü Fabian Ernst görevini başarıyla yaptı. Matias’ın goldeki ustalığı ve aktif oyununu beğendim. Çok fazla gösterişli olmamasına rağmen görevini tamamladı ve çıkması gereken yerde oyundan alında bana göre..
Nobre ve Bobo gollerini attı.. Beşiktaş’ın sezon başında Bobo için bir ton para veren Marsilya’yı reddetmesinin nedeni orta yavaş yavaş çıkıyor.. Her futbolcu gününde olacak diye birşey yok ama sezon başından beri gol dağılımına bakarsak Nobre-Bobo-Holosko 3′lüsü resmen bir Metin-Ali-Feyyaz’ı andırıyor.. Geçirdiği sakatlık yüzünden 2-3 hafta oynayamaz denilen Nobre’yi de ilk onbirde görünce şaşırdım. Oynamayacağına konsantre olmuş ve Holosko ile başlar diye düşünmüştüm açıkçası.. İyi oldu..
Yusuf Şimşek ve Edouard Cisse 77′ de oyuna girdi ve o süre içerisinde oynanması gereken oyunu oynadı her ikisi de..
Bitirelim artık bu yazıyı da; Son dakikaları oynamakta sıkıntı çeken Beşiktaş’ımız artık kontrolü elinde tutabilen bir yapıya sahip. İnanıyorum maçın süresini bir 90 dakika daha uzatsalar bu oyuncular bir o kadar daha koşar..
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Zamanın gözlerinde eski bir tılsım
Masalların sırrını fısıldıyor.
İnsanoğlu görmüyor istemedikçe
Belki de kendi rüyasından korkuyor.
Oysa ki kaybetse de tüm savaşları
İnandığı masallar kadar yaşıyor.
Birgün gelir, biter bu hikaye
Rüyaların seni terkettiğinde
Gömülürsün kalbindeki
Cennet ya da cenenneme..
Öncelikle belirteyim; maçı kazanacağımızı biliyordum. 1-0 geriye düştüğümüzde inancım daha da arttı (: Bunu Super Lig’deki puan durumuna ya da Türkiye Kupası’ndaki performansa göre söylemiyorum. An itibariyle oynadığımız futbola göre konuşuyorum. Evet, artık oynuyoruz..
Takım halinde oynadık yine, zaten böyle kritik maçları bu şekilde oynamalıyız. Orta sahanın oynama kapasitesi ve isteği kadronuın sakatlık ya da kart cezalısı olmaması durumunda değişmeyeceğini gösterdi. Serdar Özkan’ı sahada görmemek güzeldi. Maçın yıldızı Mustada Denizli’dir.
Değerlendirmeye geçersek;
Hakan Arıkan eski takımına karşı oynadı. Kalede güven verdi. Sanki yeni transfer gibi istekli, uzun zamandır forma giyiyormuşçasına konsantrasyonu yüksekti. Tebrikler Hakan..
Gökhan Zan yerine Tomas Zapotocny tercihi çok iyi oldu. Hakan’a atılan geri paslar bu sayede biraz daha azaldı. Zapo’nın daha garanti bir defans oyuncusu olduğunu biliyoruz zaten.
İbrahim Üzülmez sol koridorda gitti geldi sürekli. Yüksek performansını devam ettiriyor “Deli İbo”.
Tomas Sivok ve İbrahim Toraman tarafımdan tam not aldı.
Defans kurgusunun artık bozulmaması gerekiyor. Bu savunmanın zaman zaman ileriye çıkan 2 oyuncusu olması handikap gibi olsa da defansiz orta saha oyuncularımız bu eksiği kapatıyor. Bu da savunma ve orta sahanın blok halinde çıkış ve dönüşünü sağlıyor. Bu olumlu gelişime son maçlarda forvet bağlantısı da eklendi.
Delgado gol sessizliğini öyle bir bozdu ki, Ankaraspor’un 3. kalecisi olan Evren Özyiğit’in de hatası büyük olmasına rağmen sadece Delgado tipindeki oyuncular görebilir o kaleyi o mesafeden.. Oyunu da iyiydi. Sakatlık sonrası biraz güçsüz gibi görünmesine karşı akıllı oyunu ile bunun üstesinden gelmeyi bildi. Yanındayız Matias… Rodrigo Tello ile mevkilerini değişerek oynuyorlar zaten. Çok fazla yormuyorlar, iyi niyetliler ve istekliler. Bu bile yeterli.. Bu arada Tello’ya Ankaraspor tribünlerinden atılan UFO benzeri cisim hayli ilginçti. Kapak oldu bi taraflarına sonra.. Edouard Cisse de 79′da girmesine rağmen 90 dakilalıkmış gibi gözüme çarptı. Demek ki neymiş ? Oynamayan adamı kenara çekeceksin, ısrar etmeyeceksin ki futbolu özlesin biraz adam..
Fabian Ernst ve Ekrem Dağ’ın görevi savunmaya yardım etmek oldu çoğunlukla. Yere sağlam basıyor Fabian. Güvenim sonsuz.
Ekrem ise sağ kanadı parselledi resmen, rakibine top göstermedi.
Ne olursa olsun Bobo’nın ölüsü ilk 11 çıkmalı. Ne zaman ne yapacağı belli olmuyor. Diğer maçlara nazaran biraz daha tutuktu ama bu iş böyle.. Biri olmazsa biri oynar mutlaka.. 3 tane canavar gibi forveti olan hangi takım var ligde ?
Mert Nobre’nin nasıl bir Beşiktaş’lı olduğu, daha doğrusu bir Beşiktaşlı’nın nasıl olması gerektiği bu maçta bir kez daha gözler önüne serilmiştir.
Mustafa Denizli’nin oynadığı satranç doğrultusunda Filip Holosko ve Yusuf Şimşek oyuna sonradan dahil oldu. Yusuf böylelikle Beşiktaş’taki ilk gölünü atmış oldu. Kısa zamanlı oynadığı oyunu da yadırgamadı. Tecrübe böyle birşey işte..
Filip Holosko öyle bir vurdu ki cafede maç izlediğim insanlarla beraber aynı Ankaraspor kalecisi gibi biz de sadece baktık kaldık ekrana. Nasıl biz vuruş zekasıdır, nasıl bir tekniktir o öyle. Hücüm oyuncularımıza çok güveniyorum artık.
Son söz; Beşiktaşım bundan sonra gol yollarında problem çekmez. Duran toplarda da etkiliyiz zaten.. Derbi maçlarda İnönü’den ortalama bir puanla rakipleri evine gönderirsek şampiyonuz derim. Çünkü takımda şampiyonluk havasına girildi.
Yolu olmayan ormanlarda mutluluk vardır,
Yalnız yürünen deniz kıyısında sevinç.
Topluluklar vardır kimsenin zorla girmediği derin denizlerde, sesinde de müzik.
İnsanı az seviyorum diyemem, ama doğayı daha fazla..
Lord Byron’ın Doğaya isimli şiirinden bir alıntı
Aynı zamanda “Özgürlük Yolu” filminin girişinde okunan harika bir söz öbeği. Orjinal hali:
“There is a pleasure in the pathless woods,
There is a rapture on the lonely shore,
There is society, where none intrudes,
By the deep sea, and music in its roar:
I love not man the less, but Nature more.”
No Comments » Permalink